Rss

Motorcu Yemini

YouTube Preview Image

 

Biz kendi yolumuzda gitmeye inanırız, dünyanın geri kalanı ne yöne giderse gitsin.
Bireyleri, cama çarpan sinekler gibi ezmek için yaratılmış sistemde arıza çıkarmaya inanırız.
Bazılarımız yukardakine inanır, hepimiz aşağıda yaşayanlara sıkı sıkı bağlanmaya.
Biz gökyüzüne inanırız, sunroof’a değil…
Biz ÖZGÜRLÜĞE inanırız.
Biz toza inanırız, yabani bitkilere, bufalolara, dağ gezilerine ve gündoğumunu arkamıza alıp sürmeye.
Biz eyer üstüne takılan çantalara inanırız ve bunu sadece kovboyların anladığına.
Biz hiç kimsenin önünde boyun eğmemeye inanırız.
Biz siyah giymeye inanırız çünkü ne kir gösterir ne de zayıflık.
Biz dünyanın gün be gün yumuşadığına inanırız ve onunla beraber yumuşamayacağımıza.
Biz bir hafta süren motosiklet yolculuklarına inanırız.
Biz yol maceralarına, benzin istasyonlarına, sosisli sandviçlere inanırız ve her tepenin arkasında ne olduğunu keşfetmeye.
Biz gürüldeyen motorlara inanırız, çöp kutusu büyüklüğündeki pistonlara.
1936′da tasarlanmış benzin depolarına, tren lambası kadar farlara, kroma ve özel boyalara
Biz aleve ve kurukafaya inanırız.
Biz her insanın hayatını kendi eliyle şekillendirdiğine inanırız ve hayatı inanılmaz bir sürüşe çevirdiğimize.
Biz selesine oturduğunuz makinenin tüm dünyaya kim olduğunuzu gösterdiğine inanırız.
Biz başkalarının neye inandığı ile ilgilenmeyiz.

 

AMİN

 

Aç Karnına Hapı Yutarsan…

   Yıllardan 90′lar, yine işsiz güçsüz sezonluk tatillerden birindeyim. Tatilimin yaklaşık ikinci ayı filan yani Ağustos ayına denk gelen günler. Grubumuz genelde bizde parti durumunda ki parti dediğimiz bizim oturup geyik yapmaktan öte geçmiyordu malum parasızlık beni açlık derecesinde süründürmekteydi, o kadarki dışarıdan yemek yardımı almasam haftasına çıkamayabilirdim :) . Sağolsun hanım arkadaşlar çok yemek taşıdılar bizim eve haklarını ödeyemem tabi en çok o zamanlar bilmesede şimdilerde eşim olur kendisi çok beslemiştir beni.

    Yine böyle aç sefil günlerimden birinde biraz halsizlik var üzerimde, çocuklar gelmiş beni evden çıkarmaya çalışıyorlar bende de pek istek yok grip tadında yatağımla başbaşa kalmak istiyorum. Öyle olur böyle olmaz bak araba var gel gidelim sahil kenarında oturalım dediler. Neyse dedim gidelim belki biraz iyi olurum diye düşündüm. Şarköy’de meşhur Alternatif disko altı kahve gündüzleri pek kimse olmazdı. İlk defa gidiyorum oraya kaç yıllık Şarköy’lüyüm yerini bilmem aslında ama millet ayrılmaz oradan nedense.

     Neyse bir oralet söyledim pastaneden de almışım iki tane poğça, nerden buldum kim verdi elime bilmiyorum birde hap var ama ne işe yarar hiç anlamam, üstelik hastalıktan gebersem ben ilaç içmem ama o gün o tuzağa düşmüşüm bir kere. Lokmalar boğazıma takılıyor gitmiyor, oralet bitti daha yarım poğça bitmedi önümde duruyor. Dedim ne olacak ki attım ilacı çektim üstüne sıcak bir oralet yudumu ohhhh!

   Sonra sonra biraz halsizleşmeye başladım, dedim çocuklar beni eve götürün uzanayım hiç iyi hissetmiyorum. Ercan ile Arda’y dı sanıyorum yanımda masada, kalktım kapıya doğru yürüyorum. Ne oldu işte gerçekten belkide tek bilmeyen benim :) birden elektrikler gitti, öğle vakti etraf karardı, son hamle kapıya tutunayım dedim ama başarılı olamamışım demekki (sonradan söylenenlere göre bir ağacı kökünden kestikten sonra geliyoooooorrrrrr diye bağırırlarya, işte benim durumumda ona bile fırsat kalmadan çakılmıştım yere burun üstü) kendimi iki üç kişinin kollarında dışarıya taşınırken buldum. Sonra Arda’nın arabası ile hastaneye gittiğimizi hatırlıyorum korna eşliğinde, Toros vardı o zamanlar çoğumuzun araba öğrenmeye başladığımız yıllarda test aracımızdı o bizim.

     Acile geldik, uzandım yatağa doktor geldi, ne olduğunu sordu dedik böyle böyle. Baktı kalk dedi yüzünü yıka, alla alla neden dedim kendi kendime, yüzümde kötü birşeyler mi var acaba? Kalktım lavobaya gittiğimde gördüğüm manzara beni kısa bir süre şok etti doğrusu. Burnum kanıyor fakat hem normal deliklerinden hemde üstten, dudaklarım patlamış doğal bir botox etkisindeyim. Kendimi tanımam zaten iki dakikamı aldı. Pansumanlarım yapıldı, burun alttan üstten bantlandı eve geldim. Tabi Saliha’ya haber uçurmuşlar oda aynen uçarak geldi. Birde olayı ona anlattık, ondan sonra kayınvalideye, ilerki zamanlarda bütün sülaleye tek tek.

     Beni nesli tükenen hayvanlar gibi korumaya aldılar Salihalar, açlıktan bayılmış birine bakmak sevaptır bikere öncelikle. Fakat problemim artık yemek olmaması değil yemek yiyemez olduğumdu. Patlamış dudaklar sayesinde ne sıcak ne tuzlu hiç bir şey yiyemez oldum, sinirden gözlerimdem yaşlar gelirdi. Muhalebi çocuğu oldum desem iki türlü de doğrudur yani. O hafta geçmek bilmedi gerçekten, İstanbul’a döndüm bizimkiler karşıladı beni ki başıma gelenlerden haberleri yoktu, burada aldığım kremler ve doktorun ilaçları sayesinde kısa sürede yemek yiyebilir hale geldim fakat o süredede genellikle muhallebi ile beslendim.

     Hala ilaçlardan nefret ederim ve son ana kadar içmem, hala muhallebiye bayılırım ve bir kazan olsa ara vermeden bitirebilirm ki bunun için burun üstü düşmemede gerek yok.

 Çağrı SİMSOY
10 Ağustos 1998

Tatil mi Çalışmak mı ?

     Genelde çalışmadığım, üç yada dört ay tatil yaptığım zamanlardı, işe girmiş olsam bile Haziranda işi bırakır, doğru ŞARKÖY yoluna koyulurdum. Hele birde Sevgili varsa çalışmak ne mümkün, hafta sonları gelmez olur, geldimi de sanki biri filmi ileri sarar gibi çabucak bitiverirdi. Bende çareyi işi bırakarak çözerdim.

     Tam tarihini hatırlamıyorum defterleri karıştırmam gerek, yine bir bayram öncesi idi. Çalıştığım işyeri Arife günü çalışacağımızı söyleyince yıkıldım. Bu benim Şarköy’e 2 gün geç gitmem demekti. Nede olsa koca bir hafta tatil hafta sonu ile birleşecekti. Neyse dedim, artık iş hayatına ciddi şekilde odaklanmalıyım, bir sevgilim var ve geleceğimizi düşünmeliyim. Bütün arkadaşlar gitmiş, altlarına şortlarını bile çekmişler. Kim yok aralarında BEN, demişler ki arayıp gıcık edelim.

- Naber lem, napıyon çalışıyon mu?
- He yaa!. Siz napıyonuz nerdesiniz.
- Olm Şarköy’deyiz, herkes burada hava süper. Hatta Saliha da burada.

     İşte o an bir soğuk titreme geldi desem yalan olmaz, şeytan dürttü diyelim biz. Sanki sigarayı bırakmış birinin karşısında böyle derin bir fırt çekersin ya, adam biter erir gider, işte öyle bir anda küçük çaplı bir bunalım yaşadım yani.

- Hadi ya, bende iki gün daha çalışacağım, sonra atlar gelirim. Nasıl osla 4 gün daha tatil var.
- İyi sen bilirsin, geleceğin zaman ara karşılayalım.
- Tabi ararım, siz eğlenmenize bakın, görüşürüz.

     Elbette konuşma bu akdar kısa ve kibar geçmedi, o arada içimden ve dışımdan ettiğim küfürler her halde bir çok insanın yüzünü kızartırdı. Arkadaşların beni dolduruşa getirme çabasına verdiğim isyan ise ayrı bir çaba ve sakinlik istemekteydi. Ama dedim ya şeytan dürttü bir kere, bir ınınnııınnıı dedim ben ne yapalım.

    Hadi şimdi gelde akşamı et, akşamı ettin 2 gün daha çalış. Eve geldim, açtım müziğimi kendimi avutmaya, oradakileri unutmaya çalışıyorum. Baktım saniyeler dakika hatta saate dönmekte yapacak bir şey yok, suçu Şeytan’a atıp başladım bavulumu hazırlamaya. Kaç dakikada hazırladım hatırlamıyorum ama son otobüse yetişmek için uçar gibi çıktım evden. O zamanlar Gar Topkapı da idi, yarım saat çıkamazdık trafikten 3 saatlik yol olurdu dört beş saat. Neyse attım kendimi otobüse, içim kıpır kıpır süpriz yapacağımya. O zamanlar otobüste de uyuyamıyorum, vakit haliyle dahada uzuyor benim için. Fakat dışarısını seyretmek bana her zaman keyif vermiştir, köpekleri bu konuda iyi anlıyorum fakat ben dilimi çıkaramıyorum tehlikeli oluyor.

     İndim Şarköy’e bizim çocukları buldum her zamanki yerlerinde. Tatil çok olunca vakit öldürmek için pek birşey yapmazdık ancak sıkılınca çoğunlukla geyik ve makara yaparak geçerdi günler. Saliha ile çıktığımız o yıllarda o kadar serbest değildi evden çıkmak için. O’na da süpriz olacaktı da akşam onu nasıl dışarı çıkartacaktım, bizde öyle idi. Bir kız arkadaş ile diğer kız arkadaşları, onlar ilede diğerlerini çıkartabilirdik. Bir kız diğerinin dışarı çıkış kartı gibi bişiydi o zamanlar.

     Akşam oldu buluştuk, güzelde süpriz oldu aşkıma. Bir hafta kadar eğlendik gezdik, yüzdük, dolaştık. Sonra tabi işe döndüm ama oda çok sürmedi bir gün sorna tekrar Şarköy’e döndüm çünkü kovulmuştum, aradaki 2 gün için izin almadan gelmediğimden dolayı :)

    Daha bitmez benim Şarköy günlükleri, bir çok arkadaşımla çok güzel anılarım var orada, paylaşılabilecek olanları elbette sizlerle paylaşacağım. Böyle dostlukların çoğalması ve bitmemesi için, yada kaybetmeye başladıklarımızı geri kazanabilmek için. Herkese mutlu günler dilerim…

Çağrı SİMSOY